International Press Agency

“OHAL’de bırak sanat yapmayı nefes almakta dahi zorlandık”

DİYARBAKIR (IPA)– Çözüm sürecinin sonlandırılması, sokağa çıkma yasakları, kuşatmalar ve evlerin yeniden basıldığı Türkiye’nin güney doğusu, darbe girişimi ardından ilan edilen OHAL ile özgürlüklerin daha da kısıtlandığı yıllar geçirdi.

90’lı yıllara dönen bölgede baskının giderek arttığı yıllarda en çok etkilenen sanat dünyası oldu.

Diyarbakır’da sinemacı, tiyatrocu ve müzisyenlerin ortak özelliği, zorluklara, baskıya, her tür sindirme ve engellere rağmen Kürtçe sanat yapmadaki ısrarları.

KÜRTÇE SANAT YAPMAKTAN PES ETMEDİLER

Kürt kültürüne, sanatına, sinemasına yönelik baskıların son 3 yıldır artarak devam etmesiyle sanat çalışmalarının durma noktasına geldiği Diyarbakır’da, sinema, tiyatro, müzisyen emekçiler baskılara rağmen üretme çabalarına devam ediyor.  

HDP-DBP belediyelerine atanan kayyumlar, 3 yıl süren OHAL tüm Türkiye’de olduğu gibi Diyarbakır’da da sanatsal çalışmaları sekteye uğrattı.

Amed Şehir Tiyatrosu oyuncusu Özcan Ateş
KAYYUMUN İLK İCRAATI BELEDİYE TİYATROSUNU KAPATMAK OLDU

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesin’ne atanan kayyumun ilk icraatı Büyükşehir Belediye Tiyatro’sunu kapatmak oldu. Tiyatro çalışanları hiçbir gerekçe gösterilmeden işlerinden atıldı. Film festivalleri yasaklandı, sinema filmlerinin gösterimi engellendi. Tüm bu baskı ve zor koşullara rağmen üretimden asla vazgeçmediklerini ifade eden Şanoya Bajare Amed’e (Amed Şehir Tiyatrosu) üyesi tiyatrocu Özcan Ateş, kayyumun atanmasıyla tiyatronun kapatıldığını ve kendilerine alternatif bir yer olarak Amed Şehir Tiyatrosunu kurduklarını belirtti.

BODRUM KATTA TİYATRO 

Bodrum katında 80 kişilik bir alanı kiraladıklarını söyleyen Ateş, kendisi dahil hiçbir tiyatrocu arkadaşının temel gayesinin para kazanmak olmadığını söylüyor. “Kaynak olmadığı sürece tiyatro yapmanın zor olduğunu” dile getiren Ateş, tiyatroya 2000 yılında başlamış.

Sanatçı, 90 yıllardan günümüze “iktidarın sanatı tehdit olarak gördüğünü” şu cümlelerle aktarıyor:

“95’TE DE BELEDİYE TİYATROCULARI ÇÖPÇÜ, ZABITA YAPILDI”

“90 yıllarda Diyarbakır Büyüşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu kurulmuş. Turgut Alatay döneminde resmî olarak şehir tiyatrosu açılıyor. 1995’te Refah Partisi’nin gelmesiyle birlikte tiyatro kapatılıyor. O dönemin sanatçıları zabıta yapılıyor, çöpçü yapılıyor. 1999’da Ferudin Çeliğin gelmesiyle birlikte tiyatro yeniden kurulmuş. Ama çalışmalara daha çok etkinlik olsun mantığıyla yaklaşılıyordu. 2005’ten itibaren Osman Baydemir’in belediye başkanı olmasıyla tiyatro çalışmalarına ağırlık verildi ve bir resmiyete kavuşturuldu. O dönem de sanatçılar ‘Her yerde sanat’ organizasyonu adı altında çalışıyordu.”

“Resmi kurum olduğu için biz Türkçe tiyatro yapıyorduk. 2005’e kadar. 2005’ten sonra hem Türkçe hem Kürtçe tiyatro yaptık. 2009 itibariyle aldığımız bir kararla Kürtçe oyun yapmaya başladık. 2010’da tiyatro belediye bünyesinde tekrar resmiyete kavuştu ve şehir tiyatrosu oldu. İmkânları çoğaldı tabi. Daha büyük projeler yapmaya başladık. Ekip gittikçe büyüdü. Kurslar vermeye başladık. Kurs 2005’te başladı. Şehir tiyatrosu, kendi oyuncusunu kendisi yarattı. Gittikçe daha büyük projeler yaptık. Müzikal oyunlara yöneldik.

“2010 SONRASI BÜYÜK PROJELERE İMZA ATTIK”

2009 Haldun Dormen’le bir müzikal çalışmamız oldu. 2010-2011 de müzikal olarak sahnelediğimiz Hamlet’i oynadık. Bunlar ses getiren oyunlar. Daha sonra Mem û Zîn’i yaptık. Mêm û Zîn’i bir konakta oynadık ve 50 oyuncu yer alıyordu. Ve bu 50 oyuncu şehir tiyatrosunun kendi yetiştirdiği oyuncularıydı. İmkanlar vardı. 2005’ten sonra hiçbir zaman belediyeden bir kısıtlama gelmedi. ‘Siz ne yaparsanız biz sonuna kadar destek olacağız’ demişlerdi. Ta ki 2016’nın sonu gibi kayyumun atanmasıyla birlikte tiyatro kapatılmasına kadar.”

“KAYYUMLA ÇALIŞMAYACAKTIK AMA O BİZDEN ÖNCE DAVRANDI”

Birçok belediyeye kayyum ataması olduğunu ve Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne kayyum gelmesi durumunda nasıl bir tavır sergileyecekleri konusunda tartışmalarının olduğunu belirten Ateş, “Alternatifsiz değildik. Kayyumun gelmesiyle yeni bir yer oluşturacağımızı ve kayyumla kesinlikle çalışmayacağımıza karar vermiştik. Bizden önce davrandılar. Gelir gelmez ilk işleri tiyatroyu kapatmak oldu” dedi. Bütün iktidarların sanatı, tiyatroyu bir tehlike olarak gördüklerini belirten Ateş, “ Çünkü bir halkı var eden kültürüdür, sanatıdır. Dolasıyla bir halkın sanatının, kültürünün büyümesini istemezler.”

“BODRUM KATTA YAPILAN TİYATROYA KARIŞMIYORLARDI”

“Eskiden 90’lı yıllarda İstanbul MKM’de Kürtçe tiyatro yapılmış. İzin verilmiş ama nasıl izin verilmiş! Bodrumlar da yapmışlar. Yine Diyarbakır’da Kürtçe oyunlar bodrumlarda yapılmış. Ses getirmeyen, bodrumlarda yapılan sanata, tiyatroya çokta karışmıyorlardı. Eğer onları eleştiren bir şey yoksa göz yumuyorlar. Ama Amed Şehir Tiyatrosu’nın bir misyonu vardı. Dünya da tanınan bir kimliği vardı. Uluslararası festivallere katıldık ve çok başarılı işler yapıyorduk. Türkiye’nin farklı yerlerinden Türk yönetmenler geldiğinde hakikaten tiyatroyu en iyi yapan gruplardan biri olduğumuzu söylüyorlardı.” diye konuştu.

ZOR ŞARTLARDA KENDİ İMKÂNLARI İLE TİYATROYA DEVAM EDİYORLAR

Her hafta cuma, cumartesi, pazar günü tiyatro oyunu sahnelediklerini dile getiren Ateş, “Kendimizi halka karşı sorumluluk hissediyoruz Biz sadece Diyarbakır’a tiyatro yapmıyoruz. Biz Şırnak’a da, Hakkari’ye’de gidiyoruz. Ülkenin birçok yerine gidiyoruz. Dünyanın birçok ülkesine gidiyoruz. Kürtlerin bulunduğu birçok yere gitmeye çalışıyoruz. Yine Türkiye’nin başka kentlerinde oynuyoruz. Amed Şehir Tiyatrosu’nun böyle bir misyonu var. Halka karşı bir sorumluluğumuzun olduğu bilincindeyiz. Biz bu halkın sanatçısıyız. Biz de kendi sanatımızı, kendi sorumluluğumuzu bu halka karşı icra etmek zorundayız. İmkânlar kısıtlı ama anadilimizde tiyatro yapmanın mutluluğu bambaşka.” dedi.

“KAYYUM KONTROLÜNDEKİ BELEDİYELERDE SALON BULAMIYORUZ”

Uzun zamandır turneye çıkamadıklarını çünkü belediyelerin çoğuna kayyum atandığı ve şehirlerdeki salonların kayyumun elinde olduğunu söyleyen Ateş, salon bulmakta zorlandıklarını belirtti. Ateş, “İstanbul’a gidip gelebiliyoruz. O da çok özel gruplar üzerinden gidiyoruz, kendilerine ait sahnelerde. Devletin elinde olan hiçbir sahneyi kullanmıyoruz. Şu anda burada çalışan hiçbir arkadaşım ekonomik beklentisi olmadan burada çalışıyor. Ve bu arkadaşlarımız çoğu evli ve ailelerini geçindiren insanlar. Yani, ancak bu halka karşı borcunu ödemek isteyen insanlar bu mücadeleyi sürdürebilir. Bu açıdan arkadaşlarım çok büyük bir fedakârlık içinde tiyatro yapmaya çalışıyor.” 

Alınak: “Aynı gemideyiz!” yalanıyla bizi uyutmaya çalışıyorlar

“OHAL KALKMIŞ GİBİ GÖZÜKSE DE HÜKMÜ VALİLERE DEVREDİLDİ”

OHAL’in her ne kadar kaldırıldığı söylenmiş olsa da, OHAL’in maddeleri bir KHK ile valilere devredildiğini belirten Ateş, “Şu aşama da valinin onayı olmadan hiçbir şey yapılmıyor. Destek olmaları adına birçok kurum – kuruşla görüştük. Yurtdışındaki tiyatrolar da hükümetten destek alıyor. Biz İsveç Belediyesi ile görüşmüştük. Durumumuzu izah ettiğimiz de ‘aa nasıl olur, böyle şeyler mi yaşanıyor oralarda. Biz ne yapabiliriz sizin için’ gibi şeyler söylediler. Biz, ‘Festivalde destek olursanız iyi olur’ dediğimizde,  ‘Tamam biz bunu mecliste görüşeceğiz, elimizden geleni yapacağız diyorlar’. Geliyorsun bir şey çıkmıyor. ‘Defalarca görüşmemize rağmen olmadı’ diyorlar. Birçok arkadaşım, kayyumun, tiyatroyu kapandıktan sonra Avrupa’nın birçok ülkesinden teklif aldılar. ‘Gelip, biz, burada size destek oluruz. Ama gelin buraya’. Biz gitmedik. Dedik ki, ‘biz bu işi yapıyorsak kendi memleketimizde yapacağız’.

Özcan Ateş’in tek kişilik oyunu
YENİ SEZONA HAZIRLAR

Yeni dönem de Fransız yazar Molier’in Tarfut oyununu sahneleyeceklerini aktaran Ateş,” Yine biz geçen yıl “Qırık 1″i yapmıştık. Bu yıl “Qırık 2″yi hazırlıyoruz. Geçen yıldan çok fazla sahnelemediğimiz oyunlarımız var. “Qırık 1” talep olursa oynuyoruz. Yine benim tek kişilik bir oyunum var. Dawiya Dawi (En sonunda) stand-up gösterisi. Her koşulda anadilimizde tiyatro çalışmalarımızı devam ettireceğiz” diye konuştu.

KÜRT SİNEMASI 

2000 yılından beri Kürtçe üzerindeki baskıların hafiflemesiyle sinema yapmaya başladıklarını belirten Kürt sinemacı Sedat Barış, dillerinin Kürtçe olmasından dolayı zaten zorluklarla karşılaştıklarını söylüyor. Ancak, Kürtlerin kendini sanat ve sinema ile ifade etmede belli bir aşama kaydedilmiş.

Kürt sinemacı Sedat Barış
“MARDİN, DİYARBAKIR, VAN DOĞAL PLATO”

Barış, “ Belli bir alt yapı oluştu. Zaten Kürt nüfusunun yoğunluğundan dolayı seyircide vardı. Bölge illerinde festivaller, film gösterimleri vb etkinlikler bir sisteme oturdu. Var olan seyircinin beklentilerine karşı da Kürt sinemacılar daha büyük sorumluluk hissedip daha büyük üretmeye çalıştılar. Sadece Kürt sinemacıları değil, Türkiye’den ve dünyadaki sinemacılar da Mardin, Diyarbakır ve Van gibi bölgeleri doğal bir plato olarak görüp ilgi gösterdiler ve böylece Kürt sinemasının, dünya sinemasıyla bir iletişimi oluştu. Kendimizi,  anadilimizde özgürce ifade etme şansımız ve de sinema dünyasına da bir iletişim kurma olanağımız oldu. Bunlar bizim için umut verici gelişmelerdi. Biz sinema çalışmalarımızda devletin hiçbir şekilde desteğini almadan kendi öz gücümüzle yapmaya çalıştık.” diye konuştu.

“OHAL İLE KÜRTÇE SİNEMA YAPIMI BİTME NOKTASINA GELDİ”

Kürtçe sinema yapmada zaten zorluk yaşadıklarını, OHAL’in ilan edilmesiyle, sinema üretimin durma noktasına geldiğini belirten Barış, “OHAL ile birlikte bu zorluk daha da katlandı. Devletin çok yoğun baskılarından dolayı nefes bile alamıyorduk. Sokağa çıkma yasakları, şehirlerin bombalanması en ufak bahanelerle insanların tutuklanması bizi çok zorladı. Son 3 yıldır Kürt coğrafyasında yaşanan savaş insanları etkilemesi gibi biz Kürt sinemacılarını da derinden etkiledi.”

“BİZE AİT NE VARSA TALAN EDİLDİ”

“Bizim büyük çabalar ve emeklerle oluşturduğumuz sinema alt yapı çalışmalarımız talan edildi. Bize ait ne varsa her şey talan edildi aslında. Festivallerimiz yasaklandı, kurumlar kapatıldı, Diyarbakır’da kayyumlar eliyle gösterimini yaptığımız salonlar elimizden alındı. Hatta Batman’da Yılmaz Güney sineması yakıldı. Sonrasında tamamen yıkıldı. Bu Kürtlere, Kürtçe ve Yılmaz Güney gibi sinemacı dehaya olan tahammülsüzlüktü. İki uzun metrajlı film çektik. Gösterimlerine izin verilmedi. Kısa filmlerimize bile müdahale edildi. Çekimlerine bile izin verilmedi. Gerekçe OHAL olarak gösterildi ama bize inandırıcı gelmedi. Van Akdamar Film Festivalinde filmlerin çoğunun gösterimi yasaklandı. Herhangi bir gerekçe gösterilmeden yasaklandı. Kürde ve Kürtçe’ye olan tahammülsüzlükten dolayı yasaklandı.”

“Devlet bir yandan bunları yaparken bir yandan da kendi zihniyetine göre festivaller yaptı. Eskinden yaptığı gibi asimilasyon, inkâra dönük çalışmalardı. Hiçbir şekilde halk tarafından tutulmadı.” diye konuştu.

“SİNEMA KENDİNİ İFADE EDEBİLMENİN GÜÇLÜ BİR ZEMİNİDİR”

Kürtlerin, tarihleri boyunca dillerinden, kimliklerinden, kültürlerinden dolayı baskıya, sömürüye, saldırıya maruz kaldığını söyleyen Barış, “Ama ona karşı her zaman bir direniş ruhu da olmuştur. Kürt sineması da ruhunu direnişten alıyor. Zaman zaman çalışmalarımız sekteye uğratılsa da, bu direniş geleneğinden hiç kopmamıştır. Çünkü sinema, kendini ifade edebilmenin güçlü bir zeminidir. Bütün dünya hakları kendini dilleri ve kültürleri ile ifade ederler sinemada. Biz sinemacı Kürtler olarak hiçbir zaman Kürtçe sinema yapma ısrarından vazgeçmedik. Bedeli ne olursa olsun. Egemen gücün OHAL gerekçe göstererek yaptıklarını tarih affetmeyecektir, biz de affetmeyeceğiz. Ve yolumuza kararlı bir şekilde devam edeceğiz. Yılmaz Güney’in dediği gibi ‘dost ve düşman bilsin ki mutlaka biz kazanacağız’ şiarıyla yeni hikaye ve üretimlerle biz geliyoruz.” dedi.

Müzisyen Azad Bedran
“BABAMIN KÜRTÇE KASET DÜKKANI YAKILIP TARANMIŞTI”

Müzisyen Azad Bedran küçük yaşlarda Kürtçe müzik üzerindeki baskıya şahitlik etmiş bir isim. Babasının Kürtçe kasetlerinde satıldığı küçük bir kasetçi dükkanı bulunduğunu ve dükkanın yakılıp sonrasında tarandığını ifade etti. “Ne ilk ne de son” diyen Bedran, birçok şehirde sahneye çıktığını söyledi. Sahne de okuduğu bir parçadan dolayı “terör örgütü propagandası” yaptığı gerekçesiyle hakkında dava açıldığını dile getiren Bedran, yaşadığı baskıyı şöyle dile getirdi:  

“KONSERDEN ÖNCE POLİSLER GELİP ŞARKILARIMI SORUYOR”

“Zaten Kürtçe şarkı söylediğim için baskıya maruz kalıyordum. Son yıllarda ise bu baskı kendini en ağır şekilde gösterdi. Bir çok konserim iptal edildi. Sahnemi yarıda bırakmak zorunda kaldım. Konserden önce mutlaka polisler gelip ne tür şarkılar okuyacağımı soruyorlar. Ya da polislerin belirlediği şarkı listesini elime veriyorlar. ‘Bunları okuyabilirsin’ diyorlar. Ben tabi ki reddediyorum” diye konuştu.

Berfo Ana: 33 sene hiç yılmadı, 700 haftadır sönmeyen ateşe kor oldu

İlginizi çekebilecek diğer haberler